-
Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adıyla
-
26:1
Şuarâ: 1
Ta, Sin, Mim. (Bu harfler, Allah ile Resulü arasında birer şifredir ve gizemli hikmet formüllerini içermiş olabilir.)
-
26:2
Şuarâ: 2
Bunlar, apaçık olan Kitabın ayetleridir.
-
26:3
Şuarâ: 3
(Ey Resulüm!) Onlar (inanıp) mü'min olmayacaklar (ve çağrına uymayacaklar) diye neredeyse kendini kahredeceksin (öyle mi?)
-
26:4
Şuarâ: 4
(Oysa) Dilersek, onların üzerine gökten bir ayet (mucize) indiririz de, (mecburen) ona boyunları eğilmiş (ve imanı kabullenmiş olarak) kalıverirlerdi.
-
26:5
Şuarâ: 5
(O inkârcılara ve şeytanlaşmış insanlara) Onlara Rahman (olan Allah)dan yeni bir uyarı gelmeyiversin, hiç tartışmasız (hemen) ondan yüz çevirirler (böylece inkâra ve isyana yönelirler ve yönelecekler)di.
-
26:6
Şuarâ: 6
Gerçekten (onlar elçilerini ve getirdiklerini) yalanladılar; fakat, alay konusu yaptıkları şeylerin haberleri (inkârın felaketi, İslam’ın zaferi ve Müslümanların galibiyeti) kendilerine pek yakında gelecektir.
-
26:7
Şuarâ: 7
Yeryüzüne (ibretle) bir bakmıyorlar mı ki, Biz orada (dünyada) her güzel (kerim) çiftten nice ürünler bitirmişizdir. [Not: Bitkilerin polen yapıları (çiçek tozları) içindeki erkek ve dişi hücrelerin; rüzgârlarla veya böceklerin taşımasıyla döllenip meyveye durduklarını, Kur’an-ı Kerim modern bilimin keşfinden 12 asır önce haber vermektedir.]
-
26:8
Şuarâ: 8
Şüphesiz, bunda (bütün bitkilerin, meyvelerin ve çiçeklerin erkekli-dişili yaratılmasında) bir ayet (ibret ve işaret) vardır; ancak onların çoğu mü'min (iman edici) değildirler.
-
26:9
Şuarâ: 9
Şüphesiz Senin Rabbin, gerçekten O, Üstün ve Güçlüdür, merhamet sahibidir.
-
26:10
Şuarâ: 10
Hani Senin Rabbin, o vakit Musa'ya seslenmişti: "(Sapıtan ve) Zulmetmekte olan kavme git (ve gerçeği bildir);"
-
26:11
Şuarâ: 11
O Firavun'un kavmine ki, hâlâ (küfürden ve zulümden uzaklaşmak için, Allah’tan) korkup çekinmeyecekler mi?
-
26:12
Şuarâ: 12
(Hz. Musa:) "Rabbim gerçekten ben, onların beni yalanlamalarından (ve yakalamalarından) korkuyorum" demişti.
-
26:13
Şuarâ: 13
"(O zalimlerle karşılaşınca) Göğsüm sıkışıyor, dilim dönmüyor; bundan dolayı (kardeşim) Harun'a da (elçilik görevini bildirmesi için Cibril'i) gönder (ki bana yardımcı olsun”, dileğini iletmişti).
-
26:14
Şuarâ: 14
(Ayrıca: “Ya Rabbi) Onlara (Firavun kavmine) karşı (istemeden sebebiyet verdiğim bir kişiyi öldürme) suçum var. Bundan dolayı beni (tutup) katletmelerinden korkuyorum” (diye özür belirtmişti.)
-
26:15
Şuarâ: 15
(Allah ise) “Hayır (korkmayın) ikiniz de ayetlerimle gidin, şüphesiz Biz (kudret ve nusretimizle, hıfzu himayemizle) sizinle beraberiz ve (her şeyi bilip) işitmekteyiz” buyurup (kendilerini teselli etmişti).
-
26:16
Şuarâ: 16
(Görevinizi ertelemeden, hemen) Gecikmeksizin Firavun'a giderek deyin ki: “Gerçekten biz, âlemlerin Rabbinin elçi(leri)yiz"
-
26:17
Şuarâ: 17
"İsrailoğullarını bizimle birlikte göndermen için (sana gelmişiz)."
-
26:18
Şuarâ: 18
(Firavun Hz. Musa’ya:) “Biz seni içimizde daha çocukken yetiştirip büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirmedin mi?”
-
26:19
Şuarâ: 19
“Ve üstelik sen, yapacağın işi (cinayeti) de işledin; sen nankörlerdensin” diyerek (iyiliklerinden dolayı minnet etmeye yeltenmişti).
-
26:20
Şuarâ: 20
(Musa) Dedi ki: "Ben o işi yaptığım (vurup ittiğim adamın ölümüne yol açtığım) zaman şaşkınlardandım (bilerek ve kasten yapmadım)."
-
26:21
Şuarâ: 21
(Ardından) "Sizden korkunca (bana katil cezası vereceğinizden kuşku duyunca) da hemen aranızdan kaçtım; sonra Rabbim bana hüküm (ve hikmet) verdi ve beni gönderilen (elçilerden) kıldı."
-
26:22
Şuarâ: 22
“Bana karşı lütuf gibi göstermeye çalıştığın ve şimdi minnet edip başıma kaktığın (sarayında besleyip yetiştirmek gibi) şeyler ise; (aslında mensubu olduğum) İsrailoğullarını köleleştirmeye (ve uyumlu kulların haline getirmeye çalışmandan) dolayı (işlediklerindir.)”
-
26:23
Şuarâ: 23
(Bunun üzerine) Firavun dedi ki: “(Bu sözünü ettiğin) Âlemlerin Rabbi nedir?”
-
26:24
Şuarâ: 24
(Hz. Musa) Dedi ki: "(Allah) Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan her şeyin Rabbidir (yaratıp terbiye edeni ve her şeyin ihtiyacını gönderenidir). Eğer (akledip) 'kesin bilgiyle inanırsanız' (anlarsınız ki böyledir)."
-
26:25
Şuarâ: 25
(Firavun) Çevresindekilere dedi ki: "İşitmiyor musunuz? (Bu adam neler uydurup söylemektedir?)"
-
26:26
Şuarâ: 26
(Musa onlara) Dedi ki: (Evet) "O sizin de Rabbiniz, geçmişteki atalarınızın da Rabbidir. (Hepiniz ve her şey aciz bir kuldan ibarettir.)"
-
26:27
Şuarâ: 27
(Firavun çevresindekilere) Dedi ki: “Şüphesiz size gönderilmiş bulunan şu elçiniz (olduğunu iddia eden bu Musa), mutlaka bir delidir.”
-
26:28
Şuarâ: 28
(Hz. Musa ise onlara: “Hemen karşı çıkmayın.) Eğer aklınızı kullanabiliyorsanız, (düşünüp anlarsınız ki) O (Allah), Doğu’nun da, Batı’nın da ve bunlar arasında olan her şeyin de Rabbidir” (şeklinde cevap vermişti).
-
26:29
Şuarâ: 29
(Firavun) Dedi ki: (Ey Musa!) “Andolsun, eğer benim dışımda bir ilah edinecek (benim düzenimi ve hâkimiyetimi istemeyecek) olursan, seni kesinlikle zindana kapatılmışlardan kılarım!”
-
26:30
Şuarâ: 30
(Musa) Dedi ki: “Sana apaçık bir şey (bir delil-mucize) getirmiş olsam da mı (bana inanmayacaksın)?”
-
26:31
Şuarâ: 31
(Firavun:) "Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi onu (Rabbini veya mucizeni) getir (de görelim)” dedi.
-
26:32
Şuarâ: 32
Bunun üzerine (Musa) asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, açıkça bir ejderha oluvermişti.
-
26:33
Şuarâ: 33
Elini de birden (cebinden veya koltuk dibinden) çekip çıkardı, bir de (baktılar ki) o, seyredenler için (nur saçıp) 'parlayıp aydınlanıvermiş' (ve bembeyaz kesilmişti).
-
26:34
Şuarâ: 34
(Firavun) Çevresindeki önde gelenlere dedi ki: "Bu (adam), doğrusu bilgin (ve hünerli) bir büyücüdür. (Bizi etkileyip kendisine bağlamak hevesindedir.)"
-
26:35
Şuarâ: 35
“(Öyle ise) Ne emredersiniz? (Nasıl bir tedbir önerirsiniz buyurun, çünkü bu kişi) Büyüsüyle sizi yurdunuzdan (ve iktidarınızdan) sürüp çıkarmak istemektedir."
-
26:36
Şuarâ: 36
Dediler ki: "Bunu ve kardeşini (alıkoyup) oyala (beklet), şehirlere de (davetçi) toplayıcılar gönder,"
-
26:37
Şuarâ: 37
(Ki) "Bütün uzman-bilgin büyücüleri sana getirsinler."
-
26:38
Şuarâ: 38
Böylelikle büyücüler, bilinen (ve belirlenen) bir günün belli vaktinde bir araya getirildi.
-
26:39
Şuarâ: 39
Ve insanlara da (sihirbazları seyretmek üzere): “Siz de (haydi bir araya) toplanır mısınız?” denilmişti.
-
26:40
Şuarâ: 40
Halk ise (şuursuz kalabalık psikolojisi ve hep kazanan ve güçlü olandan yana tavır sergilemeleri nedeniyle): “Eğer üstün gelirlerse, her halde ve elbette (bu) sihirbazlara uyarız (ve Hz. Musa'nın peşini bırakırız)” diye (aralarında söyleşmişlerdi).
-
26:41
Şuarâ: 41
Sihirbazlar ise, (toplanıp meydana) geldiklerinde Firavun’a (giderek): “Şayet biz üstün gelirsek, mutlaka bize (yakışır) bir ücret (ve mükâfat) vardır, değil mi (ey efendimiz)?” diyerek (dilenciliğin ve menfaat için zalimlere dil dökmeciliğin yaygın bir örneğini sergilemişlerdi).
-
26:42
Şuarâ: 42
(Firavun ise onlara:) “Evet, elbette ki o takdirde, (yanımda en gözde kimselerden ve her türlü makam ve imkâna erişenlerden) yakın çevremden olacağınızdan (hiç şüphe etmeyin)” cevabını vermişti.
-
26:43
Şuarâ: 43
Musa onlara (sihirbazlara) dedi ki: "(Haydi) Atacağınızı (ortaya) atın (maharetinizi kanıtlayın da görelim.)"
-
26:44
Şuarâ: 44
Bunun üzerine sihirbazlar (halkın gözünü boyamak için) iplerini ve değneklerini (meydana) atmışlar ve “Firavun’un şerefine (onun ismi ve izzeti hakkı için) elbette (her türlü hünerimizi göstereceğiz ve) biz galip geleceğiz” demişlerdi.
-
26:45
Şuarâ: 45
(Bunun üzerine) Hz. Musa da asasını (yere) bıraktı ve bir anda onların uydurdukları (hayali canavarları)nı yutmaya başladı. (O zaman halk ve sihirbazlar şaşkınlığa düşmüşlerdi.)
-
26:46
Şuarâ: 46
(Bu durumu gören ve İlahi bir mucize olduğunu sezen) Sihirbazlar, hemen secdeye kapanıvermişlerdi.
-
26:47
Şuarâ: 47
“Biz âlemlerin Rabbine iman ettik, demişlerdi.
-
26:48
Şuarâ: 48
Musa ve Harun'un (bildirdiği ve öğrettiği şekilde onların) Rabbine iman ettik” (diyerek teslimiyet göstermişlerdi).
-
26:49
Şuarâ: 49
(Bunu duyan Firavun kızgın ve hırçın şekilde: "Bana danışmadan ve) Benden izin almadan mı O’na iman ettiniz? (Hem O’na iman edecek ne var? O sadece büyücülükte sizden biraz daha ileri bir kişiden başkası değildir.) Kesinlikle o size sihri (büyüyü) öğreten büyüğünüz (yerinde) birisidir. (Haydi, bu kararınızdan vazgeçin, yoksa) Yakında (başınıza neler geleceğini görecek ve) bileceksiniz! (Şöyle ki:) Ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi astırıp (en feci şekilde öldüreceğim)” diye (tehdit etmişti.) [Not: Bugünkü zalimler de Firavun’un iman eden sihirbazlarına yaptığı gibi, gerçeği konuşanları ve halkı uyaranları, işkence ile öldürmek, hapsetmek, sürgüne göndermek ve düzenin nimetlerinden mahrum etmek peşindelerdi.]
-
26:50
Şuarâ: 50
(Sihirbazlar ise bu tehdit ve tehlikelere hiç aldırmadan) “Zararı yok (ne yaparsan yap, imanımızdan ve davamızdan asla vazgeçmeyeceğiz. Zira nasıl olsa) Biz Rabbimize döneceğiz!” diyerek (zulme ve zalime göğüs germişlerdi).
-
26:51
Şuarâ: 51
“Doğrusu biz, (Hz. Musa’ya) ilk inananlar olduğumuz için, Rabbimizin hatalarımızı bağışlayacağını umarız” demiş (ve Hakk'ta direnmişlerdi.)
-
26:52
Şuarâ: 52
Derken Musa’ya: “Kullarımı (Mısır’dan çıkarıp) gece yürüyüşe geçir, çünkü (Firavun’un adamlarınca) izleneceksiniz” diye vahyettik.
-
26:53
Şuarâ: 53
Bunun üzerine Firavun şehirlere (asker) toplayıcılar göndermiş (ve Hz. Musa’nın etkinliğini kırmaya ve halkı kontrolünde tutmaya yeltenmişti).
-
26:54
Şuarâ: 54
(Firavun, Hz. Musa ve iman edenler için:) “Bunlar (sayı ve güç bakımından) çok az ve zayıf bir topluluktur.” (Yani bunlar çok azınlık olan bir taifedir, marjinal bir ekiptir.)
-
26:55
Şuarâ: 55
“Ve bunlar elbette bize karşı da büyük bir kin ve öfke beslemektedirler. (Bu yüzden Musa’ya uyanların hepsi fesatlık peşindedirler.)”
-
26:56
Şuarâ: 56
“Biz ise uyanık (üstün ve tedbirli) bir topluluk iken (bunlara boyun mu eğeceğiz?” diyerek halkı kışkırtmıştı.)
-
26:57
Şuarâ: 57
Ama (buna rağmen sonunda) Biz onları (Firavun ve etbaını saltanat sürdükleri) bahçelerden ve pınarlardan (Musa’yı yakalamak telaşıyla) çıkardık.
-
26:58
Şuarâ: 58
Ayrıca hazinelerden ve soylu makam(lar)dan da (mahrum bıraktık).
-
26:59
Şuarâ: 59
İşte böylece; bunlara (boşaltılan yurtlara) İsrailoğullarını mirasçı kıldık.
-
26:60
Şuarâ: 60
Nihayet (Firavun ve ordusu) Güneş’in doğuş vakti onların (arkalarına düşüp Musa’yı ve İsrailoğullarını) izlemeye koyulmuşlardı.
-
26:61
Şuarâ: 61
(Derken suya varmadan onlara yaklaşmışlardı.) Vaktâki iki topluluk birbirini gördüklerinde Musa'nın adamları: “Eyvah, şimdi gerçekten yakalandık” diye (telaşlanmışlardı).
-
26:62
Şuarâ: 62
(Hz. Musa ise:) “Hayır ve asla! Şüphesiz Rabbim benimle beraberdir; bana (kurtuluşa ulaştıracak bir) yol gösterecektir. (Bize düşen O’na güvenip beklemektir” diyerek onları sakinleştirmeye çalışmıştı.)
-
26:63
Şuarâ: 63
Bunun üzerine Musa’ya: “Asanla denize (Süveyş Boğazı’na veya Nil Irmağı’na) vur” diye vahyettik. (Ardından) Deniz, hemencecik (ikiye) yarılmış da her parçası kocaman bir dağ gibi olup (aralarında bir geçit yolu açılmıştı).
-
26:64
Şuarâ: 64
(Arkadan gelen) Ötekileri (Firavun ve askerlerini) de buraya yaklaştırdık (ve mü’minlerin peşlerinden açılan denizdeki boşluğa-yarığa daldırdık).
-
26:65
Şuarâ: 65
(Ama sadece) Musa’yı ve onunla birlikte olanların hepsini kurtarmış olduk.
-
26:66
Şuarâ: 66
Sonra ötekileri (Firavun ve avanesini ise tekrar kapanan) suda boğduk.
-
26:67
Şuarâ: 67
Şüphesiz bunda (bu olayda) bir ayet (büyük ibret) vardır. Ama buna rağmen onların çoğu iman eder olmamıştı.
-
26:68
Şuarâ: 68
Ve hiç şüphesiz Senin Rabbin, Güçlü ve Üstün olandır, Esirgeyip Bağışlayandır.
-
26:69
Şuarâ: 69
Onlara İbrahim'in haberini de aktar-oku:
-
26:70
Şuarâ: 70
Hani (Hz. İbrahim) babasına ve kavmine: “Siz neye kulluk ediyorsunuz?” diye (sormuştu).
-
26:71
Şuarâ: 71
Onlar da demişlerdi ki: “Putlara tapıyoruz, bunun için sürekli onların önünde bel büküp eğiliyoruz.”
-
26:72
Şuarâ: 72
(Hz. İbrahim:) “Peki, dua ettiğiniz zaman onlar sizi duyuyor mu?”
-
26:73
Şuarâ: 73
“Ya da size bir yararları veya zararları dokunuyor mu?” diye (sormuştu).
-
26:74
Şuarâ: 74
“Hayır!” dediler. “Biz atalarımızı böyle yaparlarken bulduk. (Onları taklit edip bu yolu tuttuk.)”
-
26:75
Şuarâ: 75
(İbrahim) Dedi ki: “Şimdi, neye tapmakta olduğunuzu (anlayıp) gördünüz mü? (Böyle saçmalık ve sapkınlık olur mu?)”
-
26:76
Şuarâ: 76
“Hem siz, hem de eski atalarınız (aklını ve vicdanını kullanmayan bir topluluksunuz!)”
-
26:77
Şuarâ: 77
“(Bütün putlar ve tağutlar) İşte bunlar, gerçekten benim düşmanımdırlar; yalnızca âlemlerin Rabbi hariç. (Benim dostum sadece O’dur.)”
-
26:78
Şuarâ: 78
“Ki beni yaratan ve bana hidayet veren (her konuda en doğruyu ve en uygunu öğreten İslam’a yönelten) O’dur;”
-
26:79
Şuarâ: 79
“Bana yediren ve içiren O’dur;”
-
26:80
Şuarâ: 80
“Hastalandığım zaman bana şifa veren O’dur;”
-
26:81
Şuarâ: 81
“Beni öldürecek, sonra diriltecek olan da O’dur;”
-
26:82
Şuarâ: 82
“(Ahirette) Din (hesap ve ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O’dur;”
-
26:83
Şuarâ: 83
“(Ey) Rabbim, bana hüküm (adaleti yürütme ve hikmetli düşünme yeteneği) bağışla ve beni salih kullarına kat.”
-
26:84
Şuarâ: 84
“(Bundan) Sonra gelecek (nesil)ler arasında bana bir doğruluk dili (lisan-ı sıdk) ver. (Kıyamete kadar beni hayırla andır.)”
-
26:85
Şuarâ: 85
“Beni nimetlerle-donatılmış cennetin mirasçılarından kıl.”
-
26:86
Şuarâ: 86
“Babamı da bağışla, çünkü o şaşırıp sapanlardandır.”
-
26:87
Şuarâ: 87
“Ve beni (insanların) diriltilecekleri gün (hatalarımı açığa vurup) küçük düşürme (Allah’ım).”
-
26:88
Şuarâ: 88
“O gün ne mal ne de çocuklar bir yarar sağlamayacaktır.”
-
26:89
Şuarâ: 89
“Ancak Allah'a tertemiz bir kalple (halis niyetle ve salih amelle) gelenler bunun dışındadır.”
-
26:90
Şuarâ: 90
(O gün) Cennet takva sahiplerine yaklaştırılıp (süslenir ve hazırlanır).
-
26:91
Şuarâ: 91
Cehennem de azgınlar için sergilenip (azapla donatılır).
-
26:92
Şuarâ: 92
(O gün inkârcılara ve münafıklara) Onlara denilecek; (Allah'ı bırakıp da) “Taptıklarınız (ve yalvardıklarınız, bâtıl ilkelerine ve ülkülerine bağlı kaldıklarınız) hani şimdi nerede (saklanmışlardır)?”
-
26:93
Şuarâ: 93
“Allah’tan başka (sığındıklarınız ve kurtarıcı sandıklarınız) bugün size yardım edebiliyorlar mı, veya kendilerini (bile) olsun kurtarabiliyorlar mı?”
-
26:94
Şuarâ: 94
Artık onlar ve azgınlar, onun (cehennemin) içine yüzüstü atılacaklardır.
-
26:95
Şuarâ: 95
Ve İblis'in bütün orduları da (onlara katılmıştır ve cehennemi boylamışlardır).
-
26:96
Şuarâ: 96
(Müşrikler ve Hakk'tan dönekler) Orada birbirleriyle (ve bâtılda kendilerine önderlik edenlerle) çekişip tartışarak derler ki: (Biz bu azaba müstahak olduk!)
-
26:97
Şuarâ: 97
“Andolsun Allah'a, biz gerçekten apaçık bir sapkınlık içinde bulunduk,”
-
26:98
Şuarâ: 98
“Çünkü sizi (din tahripçilerini ve sahte şefaatçileri) âlemlerin Rabbiyle eşit (aynı seviyede) tutuyorduk.”
-
26:99
Şuarâ: 99
(Oysa) “Bizi mücrim olanlardan (isyankâr ve utanmaz günahkârlardan) başka saptıran olmadı.”
-
26:100
Şuarâ: 100
“Şimdi artık bizim için ne bir şefaatçi vardır,”
-
26:101
Şuarâ: 101
“Ne de candan-yakın bir dost (çıkacaktır).”
-
26:102
Şuarâ: 102
“Ah keşke, bizim bir kere daha (dünyaya dönüşümüz mümkün) olsaydı da iman edenlerden olabilseydik" (diye pişmanlık göstereceklerdir.)
-
26:103
Şuarâ: 103
Gerçekten, bunda (Kur’an’da anlatılanlarda) bir ayet ve ibret vardır, ama onların çoğu iman etmeyen (ve etmeyecek) olan (kimselerdir.)
-
26:104
Şuarâ: 104
Ve şüphesiz Senin Rabbin, Güçlü ve Üstün olandır, Esirgeyendir.
-
26:105
Şuarâ: 105
Nuh kavmi de gönderilen (peygamber)leri yalanlayıp (itiraz etmişti).
-
26:106
Şuarâ: 106
Hani kardeşleri Nuh onlara: “Siz hiç (Allah’tan) korkmaz ve (azabından) sakınmaz mısınız?” demişti.
-
26:107
Şuarâ: 107
“Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim.”
-
26:108
Şuarâ: 108
“Artık Allah'tan korkup (küfür, zulüm ve kötülükten) sakının ve bana itaat edin.”
-
26:109
Şuarâ: 109
“Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca âlemlerin Rabbine aittir.”
-
26:110
Şuarâ: 110
“Artık Allah'tan korkup (küfür, zulüm ve kötülükten) sakının ve bana itaat edin” (diye yıllarca uyarıvermişti.)
-
26:111
Şuarâ: 111
Bunun üzerine (inkârcı ve inatçı kavmi Hz. Nuh’a) dediler ki: “(Etrafında sadece) Düşük seviyeli (bayağı ve aşağı tabakadan etkisiz ve yetkisiz insanlar toplanıp) tâbi olmuşken, biz sana iman eder (ve onların seviyesine düşer) miyiz?”
-
26:112
Şuarâ: 112
(Nuh) Dedi ki: "Onların (bana tâbi olan Müslümanların) yapmakta oldukları (ve ne amaç taşıdıkları) hakkında benim bilgim yoktur. (Ben zahire göre hükmederim ve iman ehline kıymet veririm.)"
-
26:113
Şuarâ: 113
"Onların hesabı (ise) yalnızca Rabbime aittir, eğer şuurundaysanız (anlarsınız ki ben gerçeği bildirmekteyim)."
-
26:114
Şuarâ: 114
"Ve ben (siz fakir ve hakir görüyorsunuz diye asla) mü'min olanları kovacak değilim."
-
26:115
Şuarâ: 115
"Ben, ancak, apaçık bir uyarıcıyım. (Yaptıklarınızın hesabını ve Allah’ın azabını bildirmekteyim.)"
-
26:116
Şuarâ: 116
Dediler ki: "Ey Nuh! Eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten taşa tutulup (kovulacaksın.)"
-
26:117
Şuarâ: 117
(Hz. Nuh ise:) “Rabbim, şüphesiz kavmim beni yalanladı. (Davetimi ve tehditlerimi hesaba katmadı.)”
-
26:118
Şuarâ: 118
“Ya Rab (artık) benimle onların (inanmayanların) arasını açıp ayır. (Va’adini ve kudretini ortaya çıkar!) Beni ve beraberimdeki mü’minleri kurtar” (diye yakarmıştı).
-
26:119
Şuarâ: 119
Bunun üzerine, onu ve onunla birlikte olanları (insan ve evcil hayvanlarla) yüklü bir gemi içinde kurtardık.
-
26:120
Şuarâ: 120
Sonra bunun ardından geride kalanları (inkârcı şımarıkları) da suda boğduk (ve intikamımızı aldık).
-
26:121
Şuarâ: 121
Gerçekten, bu (anlatılanlar)da (ders alınacak) bir ayet ve ibret vardır, ama onların (insanların) çoğu iman etmiş (veya edecek) değillerdir.
-
26:122
Şuarâ: 122
Ve şüphesiz Senin Rabbin, Güçlü ve Üstün olandır, (merhamet edip) Esirgeyendir.
-
26:123
Şuarâ: 123
Ad (kavmi) de gönderilen (elçi)leri yalanlayıp (onlara karşı gelmişlerdi).
-
26:124
Şuarâ: 124
Hani onlara kardeşleri Hud: "Siz (küfür ve kötülükten) sakınmaz mısınız (hiç Allah’tan korkmaz ve utanmaz mısınız)?" demişti.
-
26:125
Şuarâ: 125
"Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
-
26:126
Şuarâ: 126
"Artık Allah'tan korkup (itiraz ve isyandan) sakının ve bana itaat edin" (diye öğüt vermişti).
-
26:127
Şuarâ: 127
(Hz. Hud onlara:) “Buna karşılık ben sizden bir ücret de istemiyorum; (bir karşılık beklemiyorum.) Benim ücretim yalnızca âlemlerin Rabbine aittir.”
-
26:128
Şuarâ: 128
"Siz, (hâlâ gaflet ve gururla) her yüksekçe yere (görkemli) bir alâmet (anıt köşk) inşa edip abesle (yararsız şeylerle) oyalanarak (gururlanıp) eğleniyor musunuz?"
-
26:129
Şuarâ: 129
"Ölümsüz kılınmak (ve unutulmamak) umuduyla da sanat yapıları ediniyorsunuz!" (Ve bunlarla kendinizi avutuyorsunuz.)
-
26:130
Şuarâ: 130
"(Mazlum ve mağdur kimseleri) Tutup yakaladığınız zaman da zorbalar gibi yakalıyorsunuz (ve hiç acımıyorsunuz)!"
-
26:131
Şuarâ: 131
"Artık Allah'tan korkup (küfür, zulüm ve kötülükten) sakının ve bana itaat edip (kurtulmaya bakın!)"
-
26:132
Şuarâ: 132
"Bildiğiniz (bütün) şeylerle (her türlü nimetlerle) size medet ve inayet eden (Rabbinizden) korkup (haksızlık ve ahlâksızlıktan) sakının."
-
26:133
Şuarâ: 133
"(Ki) Size hayvanlar, çocuklar (vererek) yardım edip (sahip çıktı ve nice nimetler bağışladı)."
-
26:134
Şuarâ: 134
"Bahçeler ve pınarlar da (lütfedip sizi yararlandırdı)."
-
26:135
Şuarâ: 135
"Doğrusu, ben sizin için (hesap ve intikam bakımından) azametli bir günün azabından korkuyorum" (diye uyarmıştı).
-
26:136
Şuarâ: 136
(Onlar ise) Dediler ki: "Bizim için fark etmez; vaiz olarak öğüt verip (dursan) da, öğüt verenlerden olmasan da" (aynıdır.)
-
26:137
Şuarâ: 137
(Ey Hud!) "Bu (anlattıkların), geçmiştekilerin geleneksel tutumundan (ve meczupların huyundan) başkası değildir."
-
26:138
Şuarâ: 138
"Ve biz (hiçbir şekilde hesap sorulacak ve) azaba uğratılacak da değiliz" (demiş ve inkâr etmişlerdi).
-
26:139
Şuarâ: 139
Böylelikle onu yalanladılar, Biz de onları helak edip yıkıma uğrattık. Gerçekten bunda bir ayet ve ibret vardır, ama onların çoğu iman etmiş değillerdi.
-
26:140
Şuarâ: 140
Şüphesiz, Senin Rabbin en Güçlü ve Üstün olandır ve Esirgeyip Gözetendir.
-
26:141
Şuarâ: 141
Semud (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanlayıvermişti.
-
26:142
Şuarâ: 142
Hani kardeşleri Salih onlara: (Allah’ı inkârdan ve isyandan dolayı) "Korkup sakınmaz mısınız?" demişti.
-
26:143
Şuarâ: 143
"Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
-
26:144
Şuarâ: 144
"Artık Allah'tan korkup (itiraz ve ifsattan) sakının ve bana itaat edin."
-
26:145
Şuarâ: 145
"Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum. Benim ücretim ancak âlemlerin Rabbine aittir” (diye nasihat etmişti);
-
26:146
Şuarâ: 146
(Bu inkâr ve isyanınızla beraber) "Siz burada güvenlik (ve esenlik) içinde bırakılacağınızı mı (sanıyorsunuz?)"
-
26:147
Şuarâ: 147
"(Böyle) Bahçelerin, pınarların içinde(ki bu gaflet ortamında),"
-
26:148
Şuarâ: 148
"Ekinler ve yumuşak tomurcuklu göz alıcı hurmalıklar arasında?"
-
26:149
Şuarâ: 149
"Dağlardan ustalıkla yonttuğunuz ferah konaklar (içinde Allah’ın gazabından kurtulacağınızı mı zannediyorsunuz?)"
-
26:150
Şuarâ: 150
"Artık Allah'tan korkup (her türlü ifsat ve isyandan) sakının ve bana itaat edin."
-
26:151
Şuarâ: 151
“Ve ölçüsüz (şımarık ve aşırı) davranıp (zamanını, imkânlarını ve fırsatlarını israf eden gafil yöneticilerin) emrine itaat etmeyin.”
-
26:152
Şuarâ: 152
“Ki onlar yeryüzünde fesatçılık (bozgunculuk) peşindedirler, ıslaha çalışıp dirlik ve düzen kurma (gayesi ve gayreti) gütmeyenlerdir.”
-
26:153
Şuarâ: 153
Dediler ki: "Sen (olsa olsa) ancak büyülenmişlerdensin."
-
26:154
Şuarâ: 154
"Sen sadece bizim benzerimiz olan bir insandan başkası değilsin; eğer doğru söylüyor isen, bu durumda bir ayet (mucize) getir-görelim."
-
26:155
Şuarâ: 155
(Hz. Salih:) “İşte, (mucize, hepinizin gözleri önünde, Allah’ın bir kayadan çıkardığı) şu dişi devedir; (madem siz istediniz, zaten ancak size yeten) su içme hakkı (bir gün) onun, belli bir günün su içme hakkı da sizindir” dedi.
-
26:156
Şuarâ: 156
(Şimdi sakın zaten kıt akan suyunuza ortak olduğu için) “Ona bir kötülükle dokunmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalayıverir.”
-
26:157
Şuarâ: 157
(Buna rağmen) Sonunda onu (mucize deveyi yine de tutup) kestiler, ancak (hemen ardından onları) pişmanlık kaplamıştı.
-
26:158
Şuarâ: 158
(Ama artık iş işten çoktan geçmişti) Böylece azap onları yakaladı. Gerçekten bunda bir ayet vardır, ama (insanların) onların çoğu iman edenlerden olmayacaklardır.
-
26:159
Şuarâ: 159
Ve şüphesiz Senin Rabbin, Güçlü ve Üstün olandır, Esirgeyip Bağışlayandır.
-
26:160
Şuarâ: 160
Lut kavmi de gönderilen (elçi)leri yalanlayıvermişti.
-
26:161
Şuarâ: 161
Hani onlara (şefkatli) kardeşleri (gibi davranan) Lut: "(Allah’tan korkmaz ve bu kötü ahlâktan) Sakınmaz mısınız?" demişti.
-
26:162
Şuarâ: 162
"Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
-
26:163
Şuarâ: 163
"Artık Allah'tan korkup (inkârdan ve isyandan) sakının ve bana itaat edin."
-
26:164
Şuarâ: 164
"Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; (makam ve menfaat beklemiyorum.) Benim ücretim yalnızca âlemlerin Rabbine aittir."
-
26:165
Şuarâ: 165
"(Buna rağmen hâlâ) Siz (cinsel arzuyla helâl ve meşru kadınlar dururken) insanlar (arasın)dan erkeklere mi gidiyorsunuz?" (Bu ne rezilliktir.)
-
26:166
Şuarâ: 166
"Rabbinizin sizler için yaratmış bulunduğu eşlerinizi bırakıp (çirkin bir çirkefliğe yönelmektesiniz). Hayır, siz sınırı çiğneyen (ve rezilliği işleyen) bir kavimsiniz."
-
26:167
Şuarâ: 167
Dediler ki: "Ey Lut, eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten (buradan) sürülüp çıkarılanlardan olacaksın."
-
26:168
Şuarâ: 168
(Onlara) Dedi ki: "Gerçekten ben, sizin bu yaptığınıza (eşcinsellik sapkınlığınıza) öfke ile karşı çıkıp kızanlardanım!"
-
26:169
Şuarâ: 169
(Ardından:) "Rabbim, beni ve ailemi bunların yaptıklarından (dolayı gelecek beladan) kurtar" (diye yalvarmıştı).
-
26:170
Şuarâ: 170
Bunun üzerine onu ve bütün ehlini (iman edenlerini) kurtardık.
-
26:171
Şuarâ: 171
Ancak geri kalanlar içinde (Hz. Lut’un eşi olan) bir kocakarıyı ayırıp bıraktık (çünkü o, hain sapkınlara destek çıkmıştı).
-
26:172
Şuarâ: 172
Sonra geride kalanları yerle bir edip helake uğrattık. (Onların hepsi o ahlâksızlığa kaymamıştı, aralarında mü’min ve erdemli insanlar da vardı, ancak yapılan kötülüğe karşı çıkmamışlardı.)
-
26:173
Şuarâ: 173
Ve üzerlerine (öylesine şiddetli ve dehşetli) bir (felaket) yağmur(u) yağdırdık; ki uyarılıp-korkutulanların (ama bu uyarıları dikkate almayanların azap) yağmuru(nun) ne kötü (olduğunu sonunda görmüşlerdi).
-
26:174
Şuarâ: 174
Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmiş değillerdi.
-
26:175
Şuarâ: 175
Ve şüphesiz Senin Rabbin, Güçlü ve Üstün olandır, Esirgeyendir.
-
26:176
Şuarâ: 176
Eyke halkı da, gönderilen (peygamber)leri yalanlayıp (onu dinlememişlerdi).
-
26:177
Şuarâ: 177
Hani Şuayb onlara: "Siz (küfür ve kötülükten) sakınmaz mısınız?" demişti.
-
26:178
Şuarâ: 178
"Gerçek şu ki, ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim (o halde beni dinleyin ve bana güvenin)."
-
26:179
Şuarâ: 179
"Artık Allah'tan korkup (zulüm ve hıyanetten) sakının ve bana itaat edin."
-
26:180
Şuarâ: 180
“Buna karşılık ben sizden bir ücret de istemiyorum; ücretim yalnızca âlemlerin Rabbine aittir.”
-
26:181
Şuarâ: 181
"(Alışverişte) Ölçüyü tam tutun ve (insanların alacağını) eksiltenlerden (aldatıp zarar verenlerden ve kul hakkına girenlerden) olmayın."
-
26:182
Şuarâ: 182
"Dosdoğru olan terazi ile tartın. (Her şeyi ve herkesi Allah’ın adalet ölçülerine göre alın ve ayarlayın.)"
-
26:183
Şuarâ: 183
“İnsanların eşyasını değerden düşürüp-eksiltmeyin (emeği ve üretimi sömürmeyin, karaborsacılığa, aldatmaya ve faiz sahtekârlığına yönelmeyin) ve yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın. (Karşılıksız para basarak, emeğin ve üretimin hakkını çalmayın.)”
-
26:184
Şuarâ: 184
"Sizi ve önceki nesilleri yaratandan (ve en güzel şekilde donatıp doyurandan) korkup (küfür ve kötülükten) sakının" (diye uyarıp öğüt vermişti).
-
26:185
Şuarâ: 185
(Ama onlar) Dediler ki: "Sen ancak büyülenmişlerdensin (boş hayal ve hevesler peşindesin).”
-
26:186
Şuarâ: 186
"Sen sadece, benzerimiz olan (insanlardan herhangi) bir kişiden başkası değilsin ve biz senin gerçekte yalancılardan olduğunu zannetmekteyiz."
-
26:187
Şuarâ: 187
"Eğer doğru sözlü isen (ey Şuayb), bu durumda gökten üstümüze bir parça düşürüver" (de görelim).
-
26:188
Şuarâ: 188
(Hz. Şuayb) Dedi ki: "Rabbim, yaptıklarınızı (ve karşılığını) daha iyi bilir. (Benim görevim sadece tebliğdir.)"
-
26:189
Şuarâ: 189
Böylece onu yalanlayıp (küfür ve kötülükte azgınlaştılar); nihayet onları o gölgelik (sandıkları gazap bulutları) gününün azabı yakalayıverdi. Gerçekten o, büyük (ve korkunç) bir günün azabıydı (ve bunu hak etmişlerdi. Yağmur getirecek sandıkları bulutlardan Allah üzerlerine her şeyi yakıp kül eden ateş döküvermişti)!
-
26:190
Şuarâ: 190
(Ey Resulüm!) Gerçekten bunda bir ayet (ve ibret) vardır, ama onların çoğu iman etmiş (ve edecek) değillerdir.
-
26:191
Şuarâ: 191
Ve şüphesiz Senin Rabbin, Güçlü ve Üstün olandır, Esirgeyendir.
-
26:192
Şuarâ: 192
Gerçekten O (Kur'an), âlemlerin Rabbinin (bir) indirmesidir.
-
26:193
Şuarâ: 193
Onu (Kur’an’ı) Ruh-ûl Emin (Hz. Cebrail Resulüllah’a) getirmiştir.
-
26:194
Şuarâ: 194
(Bu Kur’an; halkı) Uyarıcılardan olman için, Senin kalbinin üzerine (vahyedilmiştir).
-
26:195
Şuarâ: 195
Apaçık Arapça bir dille (herkes okuyup anlasın diye gönderilmiştir).
-
26:196
Şuarâ: 196
Ve hiç şüphesiz O (Kur’an), geçmişlerin kitaplarında da (geleceği haber verilip) zikredilmiştir.
-
26:197
Şuarâ: 197
İsrailoğulları bilginlerinin onu (Kur’an’ın Hz. Muhammed’e indirileceğini) bilmeleri (ve haber vermeleri) de onlar için bir delil (ayet) değil midir?
-
26:198
Şuarâ: 198
Biz bu (Kur’an’ı Arapçadan başka dil konuşan) yabancı birine indirseydik;
-
26:199
Şuarâ: 199
Ve de o bunu kendilerine okusaydı, yine Ona iman etmeyeceklerdi.
-
26:200
Şuarâ: 200
(Çünkü) Biz onu (itiraz ve inkârı), mücrimlerin (utanmadan ve uslanıp usanmadan günahlara dalanların) kalbine işte böyle (sokarak hak ettikleri bir kavrayış kısırlığı olarak yerleştirip) işlettik (bu yüzden hidayetleri kararmıştır).
-
26:201
Şuarâ: 201
Onlar, o pek acı azabı görünceye kadar Ona (Kur’ani haber ve kurallara) inanmayacaklardır.
-
26:202
Şuarâ: 202
Artık o (azap), kendileri şuurunda (farkında) olmadan onlara apansız gelip (kıskıvrak yakalayacaktır).
-
26:203
Şuarâ: 203
(Bunun üzerine: “Acaba) Bize bir süre tanınır (tevbekâr olup hayırlı işler yapmamıza fırsat sağlanır) mı?" (diyerek yalvarmaya başlayacaklardır.)
-
26:204
Şuarâ: 204
Hâlâ (kendilerine şu anda fırsat ve ruhsat vermemizdeki hikmeti anlamıyorlar da) azabımızı istemekte acele mi davranıyorlar?
-
26:205
Şuarâ: 205
Görüyorsun ya (nasıl da cahillik ediyorlar). Halbuki Biz onları (çok uzun) yıllarca yaşatsak ve nimetlerden yararlandırsak,
-
26:206
Şuarâ: 206
Sonra va’ad edilen (azap) kendilerine gelip (kuşatsa),
-
26:207
Şuarâ: 207
(Yine de) Daha önce tattıkları (ve gafletle kapıldıkları) dünyalık zevklerin kendilerine hiçbir faydası olamayacaktır. (Dünyadaki lezzet ve nimetleri ahiret azaplarını hafifletmeyecektir.)
-
26:208
Şuarâ: 208
Bizim (sonunda) helak ettiğimiz her ülke (halkının) mutlaka uyarıcıları vardı. (Onları ikaz edici elçiler göndermediğimiz hiçbir ülkeyi helak etmemişizdir.)
-
26:209
Şuarâ: 209
(Ve onlara) Zikri (İlahi duyuruları ve uyarıları) ulaştırmışlardı. (Buna rağmen dinlemeyip belalarını buldular.) Biz asla zulmetmiş değilizdir.
-
26:210
Şuarâ: 210
Onu (Kur'an'ı hâşâ) şeytanlar indirmemiştir (bu haberler ve hükümler cinnlenmiş insanların uydurduğu şeyler değildir, Allah’ın ayetleridir).
-
26:211
Şuarâ: 211
Bu (Kur’an’ı indirmek) onlara (şeytanlara ve şarlatanlara) düşmez ve güç de yetiremezler (hadleri değildir).
-
26:212
Şuarâ: 212
Çünkü onlar, (küfür ve kötülükleri yüzünden, vahyedileni) işitmekten kesin olarak uzak tutulup menedilmişlerdir.
-
26:213
Şuarâ: 213
(O halde sakın) Allah ile beraber başka bir ilaha yalvarıp-yakarma (inancına şirk katma), sonra azaba uğratılanlardan olup gidersin.
-
26:214
Şuarâ: 214
(Ey Nebim, Sen önce) En yakın akrabalarını uyar(makla tebliğe girişmelisin).
-
26:215
Şuarâ: 215
Ve mü'minlerden, Sana tâbi olanlara (koruyucu) kanatlarını gerip indir. (Onları sahiplenip sevindir.)
-
26:216
Şuarâ: 216
(Kâfirler, zalimler ve döneklik edenler) Eğer Sana isyan edecek olurlarsa, (üzülme:) "Gerçekten Ben, sizin yaptıklarınızdan uzağım" diyerek (kalbini Allah’a çevir)!
-
26:217
Şuarâ: 217
Sen, O Güçlü ve Üstün, Esirgeyici olan (Allah')a tevekkül et (ki her şeye gücü yetendir).
-
26:218
Şuarâ: 218
O, (her namaz için) kıyam ettiğin zaman Seni Görendir;
-
26:219
Şuarâ: 219
Secde edenler arasında dönüp dolaşmanı (aklen ve kalben sürekli mü’minleri takip edip olgunlaşmaları için çabalamanı) da (izleyendir).
-
26:220
Şuarâ: 220
Hiç şüphesiz, O, (her şeyi hakkıyla) İşitendir, Bilendir.
-
26:221
Şuarâ: 221
(Şimdi) Size şeytanların kime ineceğini (ve hangi yanlış ve saptırıcı şeyleri ilham edeceğini) haber vereyim mi?
-
26:222
Şuarâ: 222
(Bu şeytanlar) Onlar; (gerçeği tersine çevirerek) pervasızca yalan ve iftira düzmekten çekinmeyen, günaha (ve riyakârlığa) yönelen herkese (kötü maksatlı ve palavracı şair ve hatip kimselere) inerler. (Onları hayali kuruntulara sevk ederler.)
-
26:223
Şuarâ: 223
(O yalancı şair, hatip ve yazarlara gelince) Bunlar; (şeytanların ve şerli odakların düzmecelerine) kulak verirler, pek çokları da (bile bile) yalan söylerler.
-
26:224
Şuarâ: 224
(Böylesi) Şairlere ise, (cehalet ve şehvetle) sapıtmış ve azıtmış kimseler takılıp giderler.
-
26:225
Şuarâ: 225
Ve onları görmez misin ki, her vadide (bâtıl işlerde, boş eğlencelerde ve vehimler peşinde) gafil ve şaşkın gezinirler.
-
26:226
Şuarâ: 226
Ve onlar (yalancı şairler ve bunlara uyanlar) yapmadıkları (ve yapamayacakları) şeyleri söyler (uydurma hayal ve heveslerle kendilerini ve çevrelerini aldatır ve övünür)ler.
-
26:227
Şuarâ: 227
Ancak iman eden, (ibadet ve istikametle) salih ameller işleyen ve Allah'ı çokça zikreden ve kendilerine (ve dinlerine) zulüm (ve hakaret) edildikten sonra, (rakiplerine karşı İslami bir gayretle) üstün gelmek (ve Din düşmanlarını zelil ve aciz düşürmek üzere) yardımlaşıp savunmaya girişen (mü'min şairler ve yazarlar) müstesnadır. (Ne var ki; haksızlığı ve ahlâksızlığı yaymaya çalışan zorbalar, din istismarcısı ve yozlaştırıcısı iktidarlar ve onları alkışlayan riyakâr ve ucuz kahraman şair ve yazar takımı olan bütün) Zalimler ise nasıl bir inkılâba uğrayıp hangi dönüşümle devrileceklerini yakında bileceklerdir.